Ana Sayfa
Ketoasidoz ve Tedavi Yolları Eğitimi


Yer: Türk Diabet Cemiyeti
Eğitimi Veren Doktor: Prof.Dr.Hasan İlkova

Hepinize günaydın. Bazı arkadaşları çok eskiden beri tanıyoruz ama tanımayanlar için ben kendimi tanıtıyım tekrar. Benim ismim Hasan İlkova. Ben Türk Diyabet Cemiyetinin başkan yardımcısıyım. Çok uzun yıllar aralıklı olarak genel sekreterliğini yaptım. Onun dışında 1 yıldan beri bu hastanenin bir anlamda mülkünün sahibi olan Türk Diyabet ve Obezite Vakfının başkanlığını yürütüyorum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi iç hastalıkları anabilim dalı endokronoloji ve metobolizma hastalıklarının da öğretim üyesiyim. Bu cemiyete de asistanlığımdan beri, yaklaşık olarak 30 yıldan beri gidip geliyorum. Genç Diyabetliler Kulüp üyeleri olarak 150 kişiye ulaşmışız. Biraz daha fazla olmasını bekleriz. Pazar günü buraya gelmek, sizlerle birlikte olmak sizler için de bizler için de özveri. O yüzden ses kaydı yapılıyor diye ben bunu iletiyorum. Diğer arkadaşlar eğer duyacak olurlarsa tabi herkesin gelmesini bekleriz. Keşke gelseler de biz bu salondan çıkıp o zaman Pazar günü beş yıldızlı bir otelde sabah güzel kahvaltı, brunch ile birlikte toplantımızı yaparız. İşin bir de o boyutu var. Siz eğer ilginiz ile bu sayıyı arttırırsanız bunun gideceği yer orasıdır. Buradaki 30 - 40 tane kuru sandalye bizim ihtiyacımızı karşılamaktan uzak olacaktır ve hemen kendimize çok daha keyifli bir Pazar sabahı geçirecek mekan bulmak durumunda kalacağız. Yani birkaç hafta bunu yapsanız bir dahaki sene bu gerçekten gündeme gelir. Ondan sonra 100 kişi gelmek zorunda olmazsınız. Yine 30 - 40 kişi ile biz bu işi bu mekanda değil sizlerin de hafta sonunu geçirmesi açısından daha keyifli bir mekanda sürdürebiliriz. Bunu kendi aranızda e-maillerinizden döndürün bakalım ne olacak bundan sonraki haftalarda.

Neler yapıldı Genç Diyabetliler Kulübünde. Ben çok yakın takip edemedim son bir yıldır. Kamplardan tanıdığınız Gülser Hemşire hanımın Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden emekli olduktan sonra aranıza eğitimden sorumlu hemşire olarak katılması birçok şeyi değiştirdiğini düşünüyorum. Kendisi bugün burada olmak istedi ama ben yok gelme senin adına ben de oradayım dedim. Pazar günü evini bırakmasını istemedim. Yoksa Gülser hemşire hanım da burada olacaktı.

Tabi buradaki varlığımız, toplantımızın bir amacı buradaki konuyu dinlemek. Bugünkü konu diyabetin akut komplikasyonları ya da bizim hayat kalitemizi bozan, yaşamımızı tehdit edebilecek komplikasyonlarından bahsedeceğiz ama konu sadece tıbbi ve biraz bilimsel olunca bu toplantılara olan ilgi doğal olarak azalmaya başlar. Bu toplantıların diğer bir amacı da kendi aranızda gerekli iletişimin sağlanması, birinizin yaşamış olduğu tecrübelerinizin aktarılmasıdır. Çünkü diyabet tedavisindeki öğretiler, bizim anlattıklarımız o kadar sık, hızlı değişiyor ki biz bile dün yanlış dediğimiz bir davranışın bugün doğruluğunu savunmaktan dolayı şaşırıyoruz. 5 sene önce sınav sorusunda öğrenciye sorduğunuz zaman bilemedi sorunun cevabını dediğimiz bir olayı bugün doğru olarak anlatıyoruz. Bunları örnek olarak vermenin gereği yok ama birçok şeyi de sizin yaşadığınız tecrübelerden günlük hayatınızda diyabetinizin ayarı sırasında karşılaştığınız güçlükler ve buna bulduğunuz çözümler aslında bir ölçüde bu hastalığın idare edilmesindeki çözümleri üreten hekim kesimine de örnek oluyor. Buna birçok örnek vermek mümkün ve kanıtları geliştiriliyor. Eğer yeterli kanıt bulunursa da bu çözümler, bu tedavi şekilleri diyabetin idaresi ile ilgili bölümlerde klasik kitaplara giriyor. O nedenle sizin kendi aranızdaki iletişimiz çok önemli. Buraya gelmenizden yola çıkarak söylüyorum. 8 sene önce bu kulübün kurulması sırasında iletişim bu kadar yaygın değildi, internet bu kadar ulaşılabilir değildi. İnternet siteleri sınırlı sayıdaydı ama şu anda bilgiye ulaşım çok kolay. Bu arada bizim kulübümüze üye olup olanaksızlıklar nedeniyle internet imkanı olmayan, gerçekten ihtiyaç sahipleri kişileri çıkarırsak onlara nasıl internet imkanını sağlayabiliriz bunu gündeme getirelim.

Sizin bizden başka istekleriniz var mı? Übeydullah biraz önce internet sitesinin kurulması gerektiğinden bahsetti. Ona destek olacağız. Bizim diğer iki internet sitemizi yapan firma da sonuna kadar destek olur. Übeydullah da anladığım kadarıyla amatör olarak gönüllü bu işe destek olmak istiyor. Ona her türlü desteği maddi manevi sağlamak bizim yükümlülüğümüzde. O nedenle bununla ilgili hiçbir sorun yok. Bunun yönetime bile gitmesine gerek yok. Sadece çalışmayı başlatmak için bir düğmeye basmak yeterli olur.

Bunun dışında sizin bize sormak istediğiniz, beni burada hem bugünün konferansını verecek doktor arkadaşınız, diğer taraftan da Türk Diyabet Cemiyetinin yönetiminden biri olarak görürseniz belki bir takım şeylere daha kolay çözüm üretebiliriz.

Soru : Sosyal güvencesi olmayan arkadaşlar var. Strip ve ilaç alımında zorluk yaşayan bu arkadaşlar için neler yapılabilir?

SSK’sız çalışanların SSK’lı iş bulmalarını sağlamak veya sigortalı olmalarını sağlamak gerekir. Gerekirse kulüp olarak işyerlerine uyarıda bulunabiliriz. “Sen 10 tane sigortasız işçi çalıştırıyorsun bu yasal değil ama hiç değilse diyabetli olan kişiyi sigortala” şeklinde uyarıda bulunabiliriz. Siz bu listeyi çıkarın Türk Diyabet Cemiyeti olarak biz altına imza atıp mektup yollayalım. O kişi işinden olursa ne gibi bir çözüm üretmek lazım ona da iş bulmak konusunda yardımcı olabiliriz. Sosyal güvencesi olmayanların kaç kişi olduğunu çıkarırsak cemiyet olarak onların üstüne gitmek durumundayız. Sadece Genç Diyabetliler Kulübünün çözebileceği bir iş değil yani kimsenin SSK’sız çalışması söz konusu olmamalı artık bu devrin Türkiye’sinde ve affedilecek bir davranış değil. O yüzden bu arkadaşların listesini çıkarırsanız ona göre biz de yapılması gerekenleri, girişimlerimizi yapalım.

Soru : Doğruları bilmesine rağmen uygulamayan arkadaşlarımız var. Özellikle diyete uymak konusunda. Acaba onlara psikolojik bir destek mi sağlamak gerekiyor?

Sürekli burada olmasa bile gerektiğinde burada sizlerle vakit geçirip bu soruna çözüm üretmeye çalışacak, hastanemizde istihdam edilen psikolog arkadaşımız mevcut. Onun da programını yapabiliriz. Tevfik Bey bize bu konuda yardımcı olabilir.

Ama Tip 1 diyabette idarenin sizde olduğunu biliyorsunuz. Diyet denilen olayın sizin için çok geçerli olmadığını da biliyorsunuz. Şekerinizi çok yükselten gıdalar dışında yemek konusunda ne kadar özgür olduğunuzun farkındasınız. Kampa gittiğinizde, diğer eğitim toplantılarında elinizdeki insülin ile ve yemek yemeden önce ölçtüğünüz kan şekeri düzeyi ile hemen hemen her şeyi yapabileceğinizin farkındasınız eğer gerekli özeni, ilgiyi gösteriyorsanız. Ama insüline rağmen diyabetinizin özelliğinden ve çok oynak olmasından dolayı kan şekerinizi ayarlayamamanız da söz konusudur. Diğer taraftan insülin ne kadar hızlı emilirse emilsin, ne kadar insülin yaparsanız yapın eğer siz baklava yerseniz ardından ne kadar insülin yaparsanız yapın o yükselmeyi yakalayamayacağınızı, yakalayabilseniz bile ardından hipogliseminin geleceğini biliyorsunuz. Dikkat etmeniz gereken hususlar Tip 2 diyabetli kişilerden biraz daha farklı Tip 1 diyabette. Ama bunun önündeki engel sizdeki yeme hırsı ise bunun önüne geçmek için gerekli psikolojik destek için Tevfik Bey ile görüşüp bir program yapılabilir. İstekli arkadaşlar için haftanın belirli günlerinde ailelerin de gelebileceği seanslar yapılabilir.

Soru : Üç aydır insülin kullanıyorum. Daha önce hap kullanıyordum. Ailemde diyabetli yok. Yeni katılıyorum aranıza. Nasıl üye olabilirim?

Tip 1 diyabet her ne kadar en çok genç insanlarda ortaya çıkan bir diyabet şekli olsa da kanıtlara dayalı olarak bildirilmiş en yaşlı Tip 1 diyabetli kişinin diyabet ortaya çıkma yaşı 82. Dolayısıyla 82 yaşında da Tip 1 diyabet ortaya çıkabilir. O nedenle burada ailesinde diyabet olmayan, birkaç sene diyabet haplarıyla idare edebilen, birkaç sene içinde de insüline geçmenin zorunlu olduğu bir diyabet şekli Tip 1 diyabete daha yakın diye düşünmek yanlış olmaz. O yüzden hanımefendinin burada olması doğru bir seçim kendisi için. Buradan yola çıkarak da belki insülin tedavisi konusunda kendisini siz (genç diabetliler kulüp üyeleri) daha fazla eğitebilirsiniz.

Tip 1 diyabetin erişkinlerde ortaya çıkan, yavaş ilerleyen formu var. Adına LADA (Latent Autoimmune Diabetes in Adults) diyoruz. Geç başlayan erişkinin otoimmun diyabeti. Bilindiği üzere Tip 1 diyabet otoimmun bir hastalık. Yani vücudun insülin salgılayan hücreleri yabancı olarak gördüğü ve o hücrelere karşı antikor ürettiği, zaman içinde bu bazen birden, bazen de birkaç yıl zaman alıyor ve kişide diyabet ortaya çıkıyor. Eğer yavaş yavaş ilerleyen bu diyabet şekli 40 yaşından sonra ortaya çıkmışsa o insanlara genelde Tip 2 diyabet tanısı konabiliyor. Bu bir klinik hata değil ama yanlış. Bakıyorsunuz 1-2 sene gibi kısa bir süre içinde verdiğiniz ilaçların etkisiz olduğunuz görüyorsunuz ve bu tanının Tip 2 değil Tip 1 olduğuna kanaat getiriyorsunuz. LADA olduğuna hatta buna Tip 1,5 diyenler de var. Yani siz yanlış yerde değilsiniz diye tahmin ediyorum. Doktorunuzla da bunu tartışırsanız daha faydalı olacaktır.

Soru : 33 senedir diyabetliyim. 5 kişilik bir ailem var. Kız kardeşim ve ben Tip 1 diyabetliyiz. Babam Tip 2 diyabet. Annemin diyabetli olma riski yüksek. Erkek kardeşimde de hipoglisemi gözüktü. Fakat diyabet çıkmadı. 3 tane yeğenim var. Onlar da risk altında mıdır?

Tip 1 diyabetin bu kadar yaygın bir aile içinde olma ihtimali çok düşüktür. Sizin diyabetiniz Tip 1 diyabet olmayabilir ve de Modi dediğimiz tek gen mutosyonuna bağlı bir diyabet olabilir. Onun araştırması dünyada her yerde yapılabilen bir araştırma değildir. Çok sınırlı sayıda modi ile uğraşan merkez ile ilişki içine girmek ve sizin kanınızı göndermek gerekir. Çünkü bazı modi tiplerinde tam tersi insülin yerine oralent diyabetiklerin kullanılması işi daha kolay çözebiliyor. Sizi izleyen doktorunuzla bu konuyu değerlendirebilirsiniz.

Soru : Ablam ben ve babam diyabetliyiz. Diyabetimle hamileliğimde tanıştım. Önce Gestasyonel diyabet denildi. Doğum sonrası 7 aylık dönemde insülini bıraktım sadece diyet ile tedavim devam etti ve sonra tekrar insüline başladım. Eşimin ailesinde de diyabet yok. Bu durumda kızım ne kadar risk taşıyor olabilir.

Sizin ailenizde diyabetli sayısı çoksa kızınızda da aynı şey olabilir. Tip 1 diyabet bu kadar kesintisiz genetik bir hastalık değildir. Tip 2 gibi değildir ve çok farklıdır. O yüzden bir Tip 1 diyabetli annelere doğurmamaları konusunda hiçbir tavsiye vermiyoruz. Aksine doğum yapmaları konusunda hiç diyabeti olmayan bir anne ile karşılaştırdığınızda riskiniz biraz daha fazla var ama doğurun tavsiyemizi söylüyoruz. Ama sizde durum biraz daha farklı olabilir. O yüzden sizi izleyen doktorunuza durumu anlatırsanız belki bir kere daha irdelenmesi gerekebilir.







Diyabetin Akut Komplikasyonları

Ketoasidoz ve Hipoglisemi:

Ketoasidozu neredeyse biz artık görmüyoruz. Çok az görüyoruz ama görmemeliyiz. Özellikle diyabeti 3 senelik 5 senelik olan bir arkadaşımızın buraya ketoasedoz ile gelmesi yani kanda keton cisimlerin artışı, nefesin aseton kokuşu, bulantı, kusma, karın ağrısı, yüksek kan şekeri affedilir bir hata değildir. Bizim açımızdan da sizin açınızdan da bu kabul edilemez. Eğer bizim Tip 1 diyabetli bir hastamız 3-5 sene takip sırasında buraya ketoasidoz ile başvuruyorsa bu hem bizim hem de sizin hatanızdan kaynaklanıyor demektir. Biz yeterince eğitmemişizdir siz yeterince olay ile ilgilenmemişsinizdir.

Ketoasidoz, hipoglisemi gibi öyle birden bire olan bir olay değildir. Burada şekeriniz 100 mg/dl’dir. Merdivenden aşağıya inerken hipoglisemiye girdiğinizi hissedebilirsiniz. 5 dk. içinde de şeker 15-20 mg/dl’ye düşebilir ve siz de hipoglisemi komasına girebilirsiniz. Ama ketoasidoz tablosu sizin insülin ihtiyacınızın artmasıyla ve o artan ihtiyaca sizin yeterince cevap vermemenizden başlayan bir süreçtir. Yani siz insülini ihtiyacınız kadar yapmamışsınızdır. İhtiyacınız kadar yapmamanız hangi durumlarda olabilir. Sıklıkla karşılaştığımız hastalık hallerinde, gribal bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz. Vücudunuzun herhangi bir yerinde sizin önemsemediğiniz ayağınızda bir yara, kalçanızda bir apse yani sizin için belki çok önemli gözükmeyen üç dört gün süren nedenini bilemediğiniz bir ateş sizin insülin ihtiyacınızı arttırır. Hiçbir zaman siz kendi kendinize ben bugün %50 düşük dozda insülin yapma kararını vermeyeceğinize göre insülin ihtiyacınızın dolaylı yollardan artması gerekmektedir.

Peki neden insülin ihtiyacı artar bunu açıklarsak vücudumuzda hormon dengesine baktığımızda bir tarafta insülin vardır. Yani insülin metobolizmayı yapan, dokuları onaran, yapım aşamasında büyük ölçüde iş gören bir hormondur. Onun karşısında da insüline zıt etkideki hormonların yer aldığı bir sahne vardır. Bunların başında Glukagon geliyor. Glukagon pankreastan salgılanan yine insülin salgılayan hücrelerin hemen dibinde, aynı adacığın içindeki hücrelerden salgılanan bir hormondur. Diğer hormonlora ise stres hormonları adını verdiğimiz hipofizden salgılanan başta büyüme hormonu olmak üzere, böbrek üstünden salgılanan kortizol, yine böbrek üstü bezi ve sinir uçlarından katekolamin dediğimiz adrenalin ve noradrenalin, bu hormonlar bir de troid hormonları troid bezinde metobolizmamızı idare eden, herhangi bir stres karşısında fazlaca salgılanan hormonlardır. Stres (ameliyat, trafik kazası, çok yakınınızın kaybı, hastalık, gribal enfeksiyon vs.) bu hormonların fazla salgılanmasına ve eğer bunun karşılığında dışarıdan alacağınız insülini arttırmamışsanız, karşılanamayacağı için sizde insülin eksikliği başlar ve bu da kanda şekerin yükselmesi demek olacaktır. Olay sadece kanda şekerin yükselmesi değil o şekerin kullanılamaması anlamına da gelecektir. Böylelikle vücudunuzda insülin az ise siz o şekeri kullanamıyorsunuz, şekeri tüketemiyorsunuz ve şekeri bir yakıt olarak kullanamıyorsunuz demektir. Beynimiz glikoz ile bir müddet idare ediyor ancak daha sonra vücut bu durumda durmayarak yağları yakmaya başlıyor. Şekeri çok kötü, ayarsız giden bir hastanın zayıflamasının altında yatan neden de budur. Biz yağlardan parçalanan, açığa çıkan yağ asitlerini kullanmaya başlıyoruz. Yağ asitlerini karaciğerde tabiî ki kullanıyoruz ancak karaciğere biraz fazla geldiği takdirde ve insülin eksikliği durumunda karaciğere gelen fazla yağ asitlerini karaciğer aynı yoldan metabolize edemiyor ve farklı yollara gidiyor. Karaciğer adlı fabrikada bu sefer yağ asitleri kullanılırken keton cisim dediğimiz bir takım kimyasallar ortaya çıkıyor. Bu açığa çıkan kimyasallar aslında vücudun kullanabildiği kimyasallar. Keton cisimler aslında fizyolojik olarak atık değillerdir. Keton cisimleri beyin glikozu yeterince kullanamadığı için kullanmaktadır. Çünkü iş bu sürece geldiğinde yani keton cisimler oluşmaya başladığında vücut, insülin eksikliği nedeniyle şekeri kullanamıyor ama yükselen şeker kanda birikmiyor, depolanmıyor ve idrar ile atılmaya başlanıyor. Yani aslında vücut şeker ve karbonhidrat kaybediyor. Bu arada bu karbonhidratı karşılamak için depoları da boşaltıyor. Bunun sonucunda eğer bu sürece siz dur diyemezseniz bu süreç klinik olarak sizde bulantı, karın ağrısı, kusma gibi belirtilere de yol açıyor ve yüksek kan şekeri nedeniyle kusarak, çok idrar yaparak vücutta tuz, sodyum, klor, potasyum, fosfat kaybı ortaya çıkıyor. Bu süreç boyunca bu kayıplar daha da artarak komaya yol açabilir ve eğer tedavi edilmezse ölüme kadar gidebilen bir süreç ortaya çıkar.

Dolayısıyla bu birden bire ortaya çıkan bir süreç değildir. O yüzden affedilecek bir durum değildir. Nedenini anlayamadığınız bir şekilde kan şekeriniz 300 mg/dl seviyelerinin üzerinde seyrediyorsa mutlaka idrarda keton cisim bakılması ve eğer pozitif ise alınacak birkaç ufak önlem ile bu işi çok rahatlıkla çözebileceğinizi bilmeniz gerekmektedir. Bu önlemlerden en önemlisi sıvı alımını arttırmaktır. Hastalık haline geldikten sonraki tedavi kısmı bizi ilgilendiriyor. Sizi ilgilendiren ve size aktarmak istediğimiz kısım ise bu sürecin başında iseniz doktora ve hastaneye ihtiyacınız olmadan bunu nasıl durdurabileceğinizdir. Eğer idrarınızda keton cisim bulunuyorsa ve kusmanız yoksa (kusmanız varsa sağlık kurumuna başvurmanız gerekir) sıvı alımını arttırmak hemen hemen bütün bu süreci durduran bir önlem olacaktır. Sadece su almak da yeterli olmayacaktır. Bu süreç içinde vücudunuz tuzlar kaybettiği için bildiğiniz sofra tuzunu tadını bozmayacak şekilde içeceğiniz suya eklediğiniz takdirde de sorunu çözebilirsiniz. Bunun dışında maden suyu da içerek bir önlem alabilirsiniz. Sadece bu kadar önlem ile ketoasidozu önleyebilirsiniz ve tabi ikinci aşamada yapmanız gereken insülin dozlarınızın ayarını arttırmak olacaktır. Unutmamanız gereken bir durum da insülin dozunuzu arttırmaya yol açan nedenler geçtikten sonra arttırmış olduğunuz insülin dozları size fazla gelmeye başlayacaktır. Onu da hemen azaltmayı ve daha önce yapmış olduğunuz dozlara dönmeyi unutmamanız gerekir.

Ketoasidozu önleyecek bir diğer önlem de düzenli beslenmedir. Bulantı olsa bile mutlaka içinde karbonhidrat olan bir öğünün yenmesi gerekmektedir. Vücudun karbonhidratı günlerce idrar ile attığını ve o süreç içinde hastalık hali de araya girerek yetersiz alım nedeniyle düşmüştür. Yağlara dönen metobolizmayı çevirmek için vücuda yakabileceği karbonhidratların sunulması gerekir. Eğer “şekerim yüksek, asetonum var” düşüncesi ile salata, sebze vs. yemeyi düşünürseniz şekeriniz iyi gitse dahi günlerce asetonu idrarınızda görebilirsiniz. O nedenle yapmanız gerekenler; içinde bir miktar tuz bulunan tuzlu su ve gün içinde içilecek 3-4 lt. maden suyu tüketmek, insülin dozlarınızı şeker durumunuza göre ayarlamak ve son olarak mutlaka içinde karbonhidrat olan öğünlerle düzenli, dengeli beslenmek. Bütün bunlara rağmen idrarınızda keton cisimler bulunuyorsa mutlaka tıbbi yardım talep etmeniz gerekir.

Gördüğünüz gibi eğer bunları yaparsanız hiçbir şekilde aseton çıkması sizin için bir sorun olmayacaktır. Doktora başvurma gereği hissetmezsiniz. Eğer ketoasidozu hastalık haline getirdiğinizde, artık bir doktorun müdahalesi haline getirdiğinizde bizim de artık ayakta yapabilecek bir şeyimiz kalmıyor ve o durumda yatmanız gerekiyor. İnsülinin cilt altından değil damardan verilmesi, sıvının ağızdan değil damardan kontrollü verilmesi gerekiyor. Bu da ketoasidozun 12-24 saat içinde çözülmesini sağlasa bile o kişinin birkaç gün hastanede kalmasını gerekli kılabiliyor. Bu aşamaya getirmeden bu sevimsiz komplikasyonu çözmek sizlerin elinde. Tabi takıldığınız noktalar varsa sizi izleyen doktorlarınıza veya Türk Diyabet Cemiyetinden herhangi bir doktora bağlanarak hastaneye bile gelmenize gerek kalmadan derdinizi anlatıp ben bunu ayakta nasıl çözerim demeniz yeterli olacaktır.

Soru : Bazen arkadaşlarımız şekerimiz yükseldi diye arıyorlar. Onlara ara doz yapmaları konusunda önerilerde bulunmamız yanlış mıdır?

Hayır. Ne zaman şekerimiz yükselirse, vücudumuz ihtiyaç kadar insülin salgılayan bir organ taşıyor. Adı pankreas ve içinde adacıklar var, insülini onlar salgılıyorlar. Eğer o adacıklar görev yapamıyorsa siz dışarıdan vermek zorundasınız. Sizin kendi aranızda iletişim kurarak, birbirinize yardım ederek çözüm bulmanız faydalı olacaktır. İlk defa diyabeti ortaya çıkmış bir kişi hekime geliyor. Hekim ile hemşire ile diyetisyen ile bir vakit geçiriyor. Ondan sonra yine ortada kalıyor. Ama o işi yaşayan ve çok iyi bilen 15-20 yıllık Tip 1 diyabeti olan kişiler, hekim kadar olmasa dahi gerçekten yardım edebilecek düzeyde bu işin detaylarına vakıflar. Aranıza yeni katılan Tip 1 diyabetli bir hastamızı, bu işi iyi bilen sizlerden birine bağlamak bir anlamda o kişinin işine yarayacaktır.
GENÇ DİABETİKLER KULÜBÜ